ÖRGÜ DÜNYAM

Ana Sayfa Profilim Arşiv

DEĞİŞİK ÖRGÜ MODELLERİ


Kategorilerim




Son Yazılarım

ayrılık
çok güzel oldu izleyin!
çok güzel çanta yapmışlar!!
tığ işi çanta
kutlu doğum haftası mevlüt kandili
çanta modellerine devam...
çanta modelleri
netten örnekler
sevgililer günüüü
taç yapıyorum ve satıyorum


Arkadaslarım

elifce
E.YÜKSEL ÜSTÜNER
firefly
neen
sevgisepeti
hayris1
aysebayram
blogekle
sumeyye2
fivefebruary
rapunzel
seldaercan
meyraca
Nilgün Bozkurt
sevgicim
nazarlik
nesrin768
cicim
yakamozda
hakimegenc
neslinursema1
gazeellem
beyzaca
kadineli
archobi
lalesel
emineyapimlar
ulkununsepeti
neslinursema2
hulos


Bağlantılarım



Zıyaretcılerım

SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!













iyi yıllar....
















YENİ BİR YILA GİRERKEN ALLAH'TAN SAĞLIK,MUTLULUK VE  BAŞARI DİLİYORUM.

İNŞALLAH HERKESİN DE YENİ YILI GÜZEL GEÇER.

İYİ YILLAR DİLERİM.


Tarih: 01:17, 27/12/2008 Kategori: YAZDIKLARIM
Yorum (4) | Yorum yaz | Bağlantı

BU YAZIYI OKUYUN LÜTFEN...ZİKİR!


ALLAH ADININ KALBLERİ AKORD EDİŞİ

Zikir,hareket (ritm), ses ve nefes unsurlarını içeren koplike bir yöntemdir..

Bu değişik unsurlar bir ahenk içinde birlikte çalışarak ilâhî bir orkestrasyon oluştururlar.

Zikir hareketleri 1’li, 2’li, 3’lü ve 4’lü ritmlerden kuruludur. Bu ritmler, kendi içlerinde değişik hızlarda uygulanırlar..

Hareketlerin amacı; beyni ve bedeni aktive etmektir..

Bu salınım hareketleri, özellikle beyin içindeki epifiz ve hipofiz bezlerini tahrik ederek, daha güçlü çalışmasına neden olmakta ve beyinde yeni devreler, yeni nöron gruplaşmaları kurulmaktadır.. Kurulan bu yeni devreler, birbirleri arasında uyumlu hale geçerek, güçlü bir senkronizasyon sağlanmaktadır..

Bu ise, olağanüstü yeni imkanlar demektir..

Hipofiz bezi, kalp gözünün açılmasında, yani duyu ötesi görme sisteminin çalışmasında etkili olan bir bezdir..

Epifiz bezi ise, ruh gözü ile ilgilidir.. Duyular ötesi sezgi sistemini çalıştırır.. Dolayısıyla bu bezlerin harekete geçişi, duyular ötesi âleme girişi başlatır..

Bedendeki bezlerin patronu durumundaki hipofiz bezinin güçlü çalışması, otomatik olarak diğer bezleri de etkiler.. Bedendeki tüm salgı bezleri ve bu bezlere bağlı enerji merkezleri, şimdiye kadar sessiz kalmış, bilinmeyen fonksiyonlarını icra etmeye başlar..

Beden güçlenir ve yenilenir..

Yine bu hareketler, iç kulak içindeki sıvının hareketini sağlar. Bu sıvının içindeki sinir uçları uyarılarak değişik oluşum ve açılımlara yol açar..

Dervişlerin salınım ve dönüşlerini inceleyen bazı bilim adamları, olumlu sonuçlarını tespit ederek, özellikle zekâya yönelik hastalıkları, hastalara bu salınım ve dönme hareketlerini yaptırarak tedâvi etmeye başlamışlardır..

Zikirde verilen ritmlerle evrenin var olan ritmi yakalanır..

Ritim, evrenin nabız atışlarıdır..

Kalbin kendisi de bu ilahî ritimle çalışır..

Her an zikirdedir..

Nefesimiz de bir başka ritimle sürekli zikir yapar..

Zikrin değişik ritimlerle bedendeki dansı; ebedî sevgiliye, Allah’a sesleniştir..

Dolayısıyla zikir, evrensel entegrasyonda çok önemli bir unsurdur..

Zikir yaparken Allah sözü, Allah isimleri veya Allah tamlamaları kullanılır...

Amaç; Allah’a çağrıdır.. Kutsallığa çağrıdır..

Allah adı söylendikçe büyük bir enerji açığa çıkar..

Allah adı bir motor güçtür.. Bir reaktördür..

Enerji üretir ve dağıtır..

İlâhî enerji üretiminin temel taşı Allah adıdır..

Allah adı söylendikçe bir radyoaktif ışıma ortaya çıkar..

Ve.. Bilinen radyasyon olayı gibi herkesi etkiler..

Ruhları ve bedenleri arıtan ve damıtan bir etlidir bu..

İyiye, doğruya ve güzele yöneltir..

Zikre başlandığı anda âdeta bir enerji santrali işlemeye başlar..

Madde ötesi boyutlardan, madde boyutuna doğru ilâhî enerji akımı oluşur..

Allah adı bir anahtar, bir şifredir..

Bugün gelişen teknoloji sayesinde ses titreşimleriyle açılan kapılar yapıldı..

Aynen bunun gibi Allah adı da kalplerin kapısını ilahî âleme açar..

İnsan ruhunu ve bedenini akord eder..

Hücreleri ve atomları yüksek kozmik titreşimlerle uyum içine sokar..

Allah / insan senkronizasyonu kurulur..

Kitlenmiş olan beden enerji merkezleri Allah ismiyle açılır..

Havada normal nefes yoluyla alamadığımız çok ince değerlerde bir enerji türü bulunur..

Zikirde gerek nefes alırken, gerek nefes verirken uygulanan vurgu sistemiyle, damağa ve burun köküne vurulan nefes ayrışarak içindeki “özel enerji”, önce beyine, sonra sağ ve soldaki enerji kanallarından bedene yayılır..

Beyni ve bedeni şarj ederek bu tür enerji eksikliği nedeniyle çalışamayan enerji merkezlerini çalıştırmaya başlar..

Temizleyici, iyileştirici ve kalitelendirici işlev görür..

Beyinin bugünkü tıp tarafından henüz çözülemeyen bölümleri, gerçek fonksiyonlarını ifâ etmeye başlar..

Elektrik enerjisi olmadan bir elektronik âlet nasıl çalışmazsa, gerekli özel enerji olmadan da beyinin bu bilinmeyen bölümleri çalışmaz..

İşte, olağanüstü bazı olaylar ancak bu esrârengiz bölümlerin çalışması ile ortaya çıkar..

İnce enerji çekimi ile bedende biriken olumsuz enerjiler de boşaltılır, beden rahatlar..

Aktive edici etkilerden biri de müziktir.. Müzik ilahî âlemden indirilen mutluluk partikülleridir.. Vecd katsayısını yükseltmek için kullanılır.. Bilge şiirleri üzerine bestelenmiş ilâhiler duygusal değeri ve müzikalitesi ile çoşku dozajını yukarı çeker..

Kalpleri etkileyen yüksek heyecanlar ve hazlarla dervişi hızla ergime noktasına taşır..

Egonun kabuklarını soyar.. Aşk yolunu açar.. Evrenin sevgi sistemine ulaşmayı kolaylaştırır.. Aşksızları aşka çağırır..

Zikir, içtenlik, saflık ve kendini bırakışla yapılmalıdır..

İnsanın kendini olduğu gibi zikre vermesi, zikrin ve vecdin ilk şartıdır..

Gerçek vecd, gerçek ilahî entegrasyon,

gerçek ergime noktası bu kendini bırakışla başlar..

Vecd aydınlığa giden yoldur..

Vecd halinde, zihin ve beden bilinmeyen değişimlere uğrar..

Zaman, mekân ve düşünce sınırlarının ötesine geçilir..

Bilgi ve güç temizlenen zihne dolar..Vecd haline bağlı olarak enerji inişi çoğalır..

Metafizik alışverişin boyutu boyutu artar.. Enerji duvarı aşılır


Tarih: 23:50, 10/8/2008 Kategori: YAZDIKLARIM
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı

her işte bir hayır olduğunu unutmayın!

 

HER İŞTE BİR HAYIR VARDIR!

Bir zamanlar Afrika da ki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına
gelsin ister başkasının,ister iyi olsun ister kötü,her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi: "Bunda da bir hayır var!"
Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki sözünü söyledi: "Bunda da bir hayır var!"
Kral acı ve öfkeyle bağırdı:
"Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu? "Ve sonra
da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı.
Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine
götürdüler. Ellerini,ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler. Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir, bir anlattı.
"Haklıymışsın!" dedi. "Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış.
İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi." "Hayır" diye karşılık verdi arkadaşı. "Bunda da bir hayır var."
"Ne diyorsun Allah aşkına?" diye hayretle bağırdı kral. "Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir." "Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum,değil mi? Ve sonrasını düşünsene?
"


Tarih: 12:52, 29/9/2006 Kategori: YAZDIKLARIM
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

RAMAZAN GELDİ HOŞGELDİ!!

BLOGCU ARKADAŞLARIMIN VE ZİYARETÇİLERİMİN RAMAZAN AYI MÜBAREK OLSUN.ALLAH CÜMLEMİZİN TUTTUĞU ORUÇLARI VE DİLEKLERİNİ KABUL ETSİN!


Tarih: 18:28, 27/9/2006 Kategori: YAZDIKLARIM
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

ŞÜKÜRLER OLSUN RAMAZAN AYINA ERİŞTİK!!

***TERAVİH VE RAMAZAN GECELERİNİN İHYASI***

Ramazan ayı, Allah’ın kullarına ihsan ettiği önemli bir aydır. Faziletiyle ilgili yazılmış ve söylenmiş çok söz vardır. Ama ne olursa olsun asıl olan yaşanmasıdır. Aksi taktirde bildiğini yaşamayan insan konumuna düşülür ki, bu da İslâm’ın kabul etmediği bir gerçektir.

Ramazan gecelerinin ihyasıyla ilgili Ebu Hureyre’den mervî şu hadis dikkat çekici: “Rasulullah ramazan gecelerini ihya etmeye teşvik eder, fakat kesin olarak emretmezdi. Her kim inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazanı ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.”

“Ramazanı ihya etmek...”ten maksat, namaz kılarak ihya etmektir, bu namaz da teravih namazıdır denmiş. Bir başka hadisi şerifte de Peygamberimiz: “Şüphesiz Allah ramazan orucunu farz kıldı, ben de ramazan gecelerini ihya etmeyi sünnet kıldım. Her kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ramazanı oruçla, gecelerini de namazla ihya ederse anasından doğduğu gibi günahlarından temizlenmiş olur.” buyuruyor.

Görüldüğü gibi ramazan gecelerini ihya etmek, Müslüman için son derece menfaatli bir durum. Burada teravih namazı olarak zikredilmeye çalışılmışsa da, sadece buna hasretmek eksik olur. Asıl olan, bu geceleri en hayırlı bir şekilde değerlendirmektir. Kur’an okumak, Peygamber hayatını okumak, tefekkür ve tezekkürle meşgul olmak, ramazan gecelerinde yapılması gereken işlerden olmalıdır.

Ramazan ayı, Kur’an ve ibadet ayı olduğundan, gündüzleri oruçlu insanların, gecelerini de malayani ile geçirmeden, gündüzki orucun sevabını yok edici davranışlarda bulunmaması gerekir. Onun için de insan, ramazan ayında her yönüyle kendini hesaba çekmeli. Yaptığı güzelliklere devam etmeli, yapmaması gerekip de yaptığı yanlışlardan da vazgeçip, nasuh tevbesi yapmalıdır. Deyim yerindeyse yeniden doğmak için ramazan ayını, kul, fırsat bilmeli.

Özellikle ramazan gecelerinin ihyasında en verimli iş teravih namazıdır. Şimdi de teravih namazının nasıl ve ne kadar kılınması gerektiği ile ilgili bilgileri size aktaralım.

***Teravih Namazı***

Teravih, nefsin istirahat etmesi demektir. Ramazan ayı içinde kıldığımız teravih namazlarında her dört rekattan sonra dinlenildiği (dinlenmesi gerektiği) için bu şekilde adlandırılmıştır.

Tek ve cemaatle kılınabilen teravih namazının hükmü, Ahmet b. Hanbel, Şafiî ve Ebu Hanife ile Malikîlerden bazılarına göre EFDALDİR. Bu hükme bu mezheplerden bazı müctehidler farklı görüşler de beyan etmişlerdir. Mesela Tahavî, vacib-i kifaye demiştir.

Peygamberimizin teravih namazını devamlı cemaatle kılmadığından İslâm âlimlerinin bir kısmı evde kılmanın faziletli olduğu kanaatine varmışlar. Hz. Ömer devrinden sonra teravih namazı İslâm’ın şiârı haline geldi ve Müslümanlar bunu devamlı olarak kıldılar. Bu sebeple alimler teravihi camilerde kılmanın efdal olduğu hususunda görüş birliğine vardılar ve bu konuda aşağıdaki delilleri zikrettiler:

Hz. Aişe (r.a.) diyor ki: “Hz. Peygamber mescitte namaz kılmıştı. Bir grup cemaat de O’na uyarak namaz kıldılar. Sonra ikinci gün yine kıldı. Bu sefer cemaat çoğaldı. Sonra üçüncü gün, yahut dördüncü gün cemaat yine toplandı. Fakat Hz. Peygamber onların yanına çıkmadı. Sabah olunca da şöyle buyurdu: “Yaptığınızı gördüm. Ancak size çıkmaktan beni alıkoyan şey, size bu namazın farz olmasından korkmamdır.”

Görüldüğü gibi Hz. Peygamber, teravih namazını cemaatle kılmıştır. O’nu cemaate devam etmekten “ümmetime farz kılınır” endişesi alıkoymuştur.

Ebu Hureyre diyor ki: “Hz. Peygamber, ramazanda çıkıp baktı ki, bir grup cemaat mescidin bir köşesinde namaz kılıyor. “Bunlar nedir?” diye sordu. Dediler ki: “Bunlar Kur’an okumayı bilmeyen bir topluluktur. Ubey b. Kâb namaz kılıyor, onlar da onun namazına uyarak kılıyorlar.” Bunun üzerine Hz. Peygamber buyurdu ki: “Doğru yapıyorlar. Yaptıkları şey ne güzeldir.”

Hz. Ömer (r.a.)’in, cemaati Übey b. Kâb’ın arkasında topladığı belirtilir. Zikredilen bu deliller teravih namazının cemaatle kılınmasına delil teşkil etmektedir.

Hz. Peygamber’in: “Farz olanı müstesna namazın efdali, kişinin evinde kıldığı namazdır.” sözünü alimler, teheccüd namazına hamletmişlerdir. Nitekim bayram namazları, küsuf ve istiska gibi cemaatle kılınması meşru olan bazı namazları umumdan istisna ettiler. Teravih namazı da böyledir. Bunun için Ömer b. el-Hattab, teravihin farz kılınması endişesi ortadan kalkınca, cemaatle camide kılmayı emretmiştir. Bu uygulama o zamandan günümüze kadar böylece devam edegelmiş ve ramazan ayında teravih namazı kılmak, İslâm’ın şiarı olmuştur. Ancak teravihi camide cemaatle kılmayıp da evinde kılan kimse kötülenmez, ayıplanmaz.

Teravih namazı konusunda sahabe uygulamasına gelince; Hz. Peygamber’in vefatından sonra Ebu Bekir ve kısmen de Ömer döneminde teravih namazı münferiden, yani cemaat olmaksızın kılınmaktaydı. Bir ramazan öncesi Ömer mescide çıktığında, halkın dağınık bir şekilde teravih namazı kıldığını görmüş ve dağınık bir şekilde kılmak yerine insanları bir imamın arkasında toplayıp teravih namazının cemaatle daha derli toplu, düzenli bir şekilde kılınmasının uygun olacağını düşünmüş ve ertesi gün Ubey b. Kâb’ı teravih imamı tayin etmiştir. Düzenli bir şekilde namazın kılındığını görünce de: “Bu ne de güzel bir yeniliktir (bidat).” diye memnuniyetini ifade etmiştir.

Teravih Namazının rekat sayısı

Bu konuda alimlerin üç görüşü vardır:

1- Teravih sekiz rekattır. Muhaddislerin ve Muhakkiklerin görüşü.

2- Teravih yirmi rekattır. Üç imam; Ebu Hanife, Şafî ve Ahmet b. Hanbel’in görüşü.

3- Teravih otuz altı rekattır. İmam-ı Malik’in görüşü.

Bu görüş içinde muhtelif deliller mevcut. Yalnız üçüncü görüş konusundaki delil hayli zayıf. Birinci ve ikinci görüş konusunda oldukça kuvvetli deliller mevcut. Bu konuda delillerle sizlerin dikkatini dağıtmak istemiyorum. Fakat şunu ifade etmeyi de vazife addediyorum: Bu açıklamalara göre, teravih namazının sekiz rekatının Hz. Peygamberin sünneti, geri kalan on iki rekatının ise, teravihin yirmi rekat olduğuna dair, sahabenin sünneti ve İslâm ümmetinin ramazan ayını ihya gecesiyle yaşattığı geleneği olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu durumu birbirinden ayırmak için bazı Hanefîler teravih namazının ilk sekiz rekatının RATİBE sünnet, geri kalan on iki rekatının ise MÜSTEHAB olduğunu söylemişlerdir.

Ramazan ayı Kur’an ayı, ramazan ayı ibadet ayı; bu aya erişen Mü’minler bunun kadrini, kıymetini iyi bilmeliler. Bir kudsî hadiste buyuruluyor ki: “Kulum bana nafile ibadetle yaklaşır; ben onun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.” Bizler de bu anlayış üzere hayatımızı idame etmek istiyorsak ibadetlerimize özen göstermeliyiz. İster sekiz, ister yirmi, ister otuz altı kılalım; ister evde, ister mescid/camide kılalım mühim olan hakkıyla ve Allah’ın rızasına uygun olarak kılmaya çalışmamızdır.

Allah’a yakın olmaya çalışıp, Allah’a yaklaştırıcı ibadet etmeye gayret edelim.

Yazıyı tamamlamaya çalışırken bir hususu da izah etmek istiyorum. Ülkemizde kılınan teravih namazları adeta sürat yarışı şeklinde eda edilmeye çalışılıyor. Ne hikmetse böyle bir teamül mevcut. Oysa teravih namazının hızlı kılınacağına dair en ufak bir kaynak mevcut değil. Hal böyle olunca mü’minlerin bu konuya dikkat etmeleri gerekir. Oysa bizler biliyoruz ki, geç saatlere kadar teravih kılınırdı.

Bu hususta şu, bazı kimseler çabucak teravih namazını kılıp, kahvehanelere dolup sahur vaktine kadar oturup/oynayıp ondan sonra -bir kısmı sabah namazını kılıp bir kısmı da onu dahi kılmadan- yatmakta. Bu son derece mahzurlu. Sevaba ihtiyacı olan biz mü’minlerin böylesi hallerden uzak durması gerekir.

Ne mutlu her şeyi Allah’ın rızasına uygun yapmaya çalışanlara!

ALLAH HEPİMİZİN ORUÇLARINI KABUL ETSİN!


Tarih: 18:16, 23/9/2006 Kategori: YAZDIKLARIM
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı
<- Sonraki Sayfa ->







BLOG DÜZENLEME ORGUNİNE